"Okyanus Kızı" olarak tanınan Bengisu Avcı, Türk ultra maraton açık su yüzücüsü ve antrenör. Oceans Seven'ı tamamlayan ilk Türk sporcu. Okyanuslar onun için yalnızca aşılması gereken rotalar değil, her yolculukta yeniden keşfettiği bir yaşam alanı. Dünyanın en zorlu sularında geçirdiği yıllar boyunca denizle kurduğu bağ, onu hem bir sporcuya hem de doğanın güçlü bir anlatıcısına dönüştürdü.
Saatlerce yalnızca suyun içinde olduğunda, doğayı bir rakip gibi mi hissediyorsun yoksa bir yol arkadaşı gibi mi? Bu ilişki yıllar içinde nasıl değişti?
Geçiş mesafesi ve değişkenlere bağlı olarak 8 ila 15 saat suda kalıyorum. Şimdiye kadarki en uzun yüzme sürem 14 buçuk saat. Bu süre boyunca sürekli kulaç atmak hem fiziksel hem mental olarak yıpratıcı. Bu süreyi, içinde bulunduğunuz ortamla savaşarak geçirmeniz de mantıklı değil. Okyanusla, hatta doğayla savaşabilmek ve kazanabilmek mümkün değil. O yüzden "doğaya karşı verilen mücadele" bence kendi içinde anlamsız bir söylem. Doğa aslında dostunuz da değil. Onun kendi kuralları var ve bu kurallara uymalısınız. Siz ancak doğanın izin verdiği kadar ilerleyebilirsiniz. Benim ilişkim yıllar içinde önce savaşmak, sonra kabullenmek ve uyum sağlamak olarak gelişti. Bana ait olmayan, bambaşka canlıların kendi kurallarına göre yaşadığı okyanusta ben ancak oradan geçen bir misafir olabilirim. Bunu kabul ettiğinizde işler daha sakin ve akışında ilerliyor.
Dünyanın farklı okyanuslarında yüzerken seni en çok etkileyen deniz canlısı ya da karşılaşma hangisiydi? O an sana doğa hakkında ne öğretti?
Yedi farklı okyanus parkurunda yüzdüm. Hepsinin kendi karakteri var. Büyük Okyanus'ta yavru leopar köpek balıklarıyla, Kuzey Kanalı'nda lions mane denizanaları ve foklarla, Molokai Kaiwi'de Portekiz savaşçısı ve Hawaiian box jellyfish ile yüzdüm. Cebelitarık'ta orkalar ve ay balığı, Japonya Tsugaru'da orkinoslar ve yelken balıklarıyla aynı okyanustaydım.
Ama beni en çok etkileyen bir balık değil, kelp yosunlarıydı. Medcezirle sular 6 metre çekildiğinde güneşin altında saatlerce kuruyor, su yükselince yeniden canlanıyorlardı. Kelpler bana sabretmeyi, değişimi kabul etmeyi ve akışa inanmayı öğretti.
Okyanuslarda geçirdiğin yıllar boyunca, iklim krizi ya da insan etkisinin izlerini birebir gözlemlediğin anlar oldu mu? Seni en çok sarsan görüntü neydi?
Ben yaz kış denizde antrenman yapıyorum. Bu yüzden canlıları ve deniz tabanındaki bitki örtüsünü yakından takip edebiliyorum. Denizanaları ne zaman geliyor, iğne vatozları nerede yatıyor, su kalitesi ne zaman düşüyor, dipte ne zaman müsilaj birikmeye başlıyor, birebir şahit oluyorum. Bu izler yüzeye çıkmadan önce dipte başlıyor. Küresel ısınma ve kirlilikle çoğalan organizmalar, evim bildiğim kıyıdaki taşların ve deniz eriştelerinin üstünü yıllar içinde bir örtü gibi sardı. Önce dipte yaşayan canlılar etkileniyor, sonra kayboluyorlar. Beni en çok sarsan şey bu. Gittiğim çoğu okyanus parkurunda ise doğal yaşamı korumak için ciddi önlemler alınıyor. İnsanlar tüm canlılarla birlikte yaşamayı ve onları korumayı öğrenmiş. Bence bizim de böyle yaklaşmamız gerekiyor.
Performans sporunda hedef hep "karşı kıyıya ulaşmak" gibi görünür. Ama doğanın içinde olmak sana varıştan çok yolculuk hakkında neler öğretti?
Aslında "ultra" mesafeler performans odaklı değildir. Gün sonunda "en hızlı", "en uzun", "en genç" gibi tanımlamalar var ama ultraların özü yolcu olmak ve yolculuk etmekle alakalı. Ben de atletlerimle performanstan çok bu algıya odaklanıyorum. Çünkü bu kadar emeği tek bir performans değerine indirgersek, o değeri yakalayamadığımızda yıllarca kendimize yalan söylemiş oluruz. Doğanın içinde olmak bana şunu öğretti: Kendine, doğaya, yaptığın işe ve yanındaki canlılara saygı duymalısın. Karşıya ulaşmak sadece sonuç. O sonucu anlamlandıran, yolculuğa duyduğun saygı.
Bugün okyanusların insanlara verebileceği en önemli mesajın ne olduğunu düşünüyorsun? Sence doğayla yeniden güçlü bir bağ kurmak için hepimizin hayatında değiştirebileceği küçük ama etkili bir şey var mı?
Sanırım ben okyanus olsaydım, karaya vereceğim tek mesaj "Yapma" olurdu. Kara ve suyu ayrı dünyalar gibi değil, birbirini tamamlayan parçalar olarak görmeyi öğrenmemiz lazım. Tek bir yeryüzünde yaşıyoruz ve ona saygı duymalıyız. Bizleri gören çocuklar da kara ve suyun birbirinden ayrı olmadığını öğreniyor. Bu farkındalık böyle büyüyecek. Hepimizin yapabileceği en basit şeylerden biri marketten poşet almamak. Bu kadar basit olması inandırıcılığını azaltıyor ama gerçekten bu kadar basit.