Türkiye’nin kadın voleybol tarihi, doğru yer ve zamanda atılan adımlarla, alın teri ve azimle şekillendi. Voleybolun okullardan kulüplere ve Avrupa şampiyonluklarına uzanan yolculuğunu öğretmenler, genç sporcular ve voleybolun geleceğine inanan kurumlar çizdi; Türkiye bir voleybol ülkesi haline geldi. Bugün tribünlerde ve ekran karşısında tezahürat yaptığımız “Filenin Sultanları,” A Milli Kadın Voleybol Takımına verdiğimiz isimden çok daha fazlasını temsil ediyor.
Voleybolun sıfır noktası
Türkiye’nin voleybol ile ilişkisini anlamak üzere geçmişe baktığımızda bir isim öne çıkıyor: Selim Sırrı Tarcan. 1900’lerin başında Türkiye’nin Olimpiyat komitesinin kurulmasına öncülük eden Tarcan, İsveç Kraliyet Askeri Beden Eğitimi ve Jimnastik Akademisi'nde eğitim görmüş, ardından beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapmıştı. Türkiye’de özellikle boks ve voleybolun bir spor dalı olarak gelişmesini amaçlayan Tarcan’ın etkisini kalıcı hale getiren şey ise kendi gibi beden eğitimi öğretmenleri yetiştirmesiydi.
1919’un sonlarında YMCA çevresinde, Robert College’da ise daha erken dönemlerde voleybol oynandığına dair kayıtlar bulunsa da Selim Sırrı Tarcan’ın girişimleri, voleybola duyulan ilginin daha sistematik bir altyapıya dönüşmesine işaret ediyor. Türkiye’de voleybol, altyapı ve kulüplerden önce okul ve çevrelerinde görülmeye başlanıyor. 1924-1948 yılları arasında bölgesel olarak yürütülen voleybol müsabakaları, 1948’den itibaren Türkiye Voleybol Şampiyonası adı altında ulusal bir ölçeğe ulaşıyor. 1930’ların ikinci yarısında kız liseleri arasında voleybol turnuvaları düzenlense de liseden sonra genç kadınların düzenli bir şekilde voleybola devam edebileceği rekabetçi bir kulüp ortamı henüz bulunmuyor.
1950'li yılların başında Çamlıca Kız Lisesi voleybol takımı oyuncuları
Kulüp olma yolunda ilk girişimler
Kadın voleybol kulübü kurma yolunda ilk adımı Galatasaray Bayan Voleybol Şubesi ile 1922’de atıyor, Fenerbahçe kadın voleybol takımı da o yıllarda kuruluyor fakat o dönemde kulüpler, mücadele edecek rakip takım bulamıyor. Gelecek yıllarda Galatasaray harekete geçene, Fenerbahçe ise Ayten Berkalp ve İnci Önen’in doğru zamanlaması ve çabaları sonucunda yeniden açılana kadar kulüpler kapatılıyor.
İki genç sporcunun kulüp arayışı
Bir Kıbrıs Türkü olan Ayten Berkalp, ilkokuldan beri voleybol oynamış, Çamlıca Kız Lisesi’nde yatılı okumaya başladığı ilk yılda voleybol takımına girmiş, atletizm ve basketbolda da başarı göstermişti. Mezuniyet sonrası üniversite yıllarında sporun eksikliğini hisseden Berkalp, arkadaşı İnci Önen ile birlikte Fenerbahçe Spor Kulübü’ne giderek o zamanlar bir kadın voleybol takımı bulunmamasına rağmen “Kız basket takımında olursak voleybol da arkasından gelir.” diyerek kulübün kapısını çalmışlardı. İlk basketbol antrenmanı ardından lisans hazırlıkları başlayacaktı ki ertesi gün gazetede Galatasaray'ın bir kız voleybol takımı kurduğu ve bir Voleybol Teşvik Turnuvası düzenleyeceği haberi yayınlandı. Çamlıca Kız Lisesi başta olmak üzere liselerden eski takım arkadaşları toplandı ve 1954’te Fenerbahçe kadın voleybol takımı yeniden kuruldu.
İlerleyen yıllarda Galatasaray ve Fenerbahçe’yi Beşiktaş, PTT, Kadıköy Spor voleybol kız takımları takip etmiş, 1957’de A Milli Kadın Voleybol Takımı ilk uluslararası karşılaşmasını oynamış, 1958’de ise Voleybol-Eltopu Federasyonu kurulmuş, takım 1963’te ilk Avrupa Şampiyonası’na katılmıştı. Kadın voleybolu okul takımlarından ve münferit kulüp girişimlerinden, kendi rekabeti ve milli takımı olan örgütlü bir spor alanına dönüşüyordu.
Oyuncu yetiştirmek
Okullardaki altyapı genç kızların yeteneklerini keşfetmesi için kritik bir eşikti fakat uzun vadeli gelişim amaçlayan profesyonel bir yapıya da ihtiyaç duyuluyordu. 1966’da Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün kuruluşuyla bir eşik daha aşılmış oldu. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı ve Şakir Eczacıbaşı tarafından kurulan kulüp, yetenekli oyuncuları bir araya getirmekle kalmadı, onlara düzenli antrenman imkanı ve dönemin şartlarına göre profesyonel denilebilecek bir çalışma ortamı sundu.
Eczacıbaşı’nın yükselişiyle birlikte Türkiye’de kadın voleybolu hem ulusal hem de uluslararası ölçekte rekabetin kurallarını yeniden belirledi. 1972-1973 sezonundan başlayarak arka arkaya tam 17 kez Türkiye Şampiyonu olarak rekor kıran Eczacıbaşı’nın şampiyonluk serisini 1989-90 sezonunda Emlak Bankası sonlandırdı; onu VakıfBank ve Güneş Sigorta’nın şampiyonlukları izledi.
Kulüp şampiyonlukları
Kulüpler büyümüş, uluslararası rekabet güçlenmiş, Türkiye’yi “voleybol ülkesi” yapacak yola çıkılmış ve yıldız oyuncular turnuvalarda ilgi toplamaya başlamıştı.
1980 yılında Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı ikincilikle tamamlayan Eczacıbaşı Kadın Voleybol Takımı basında “Atatürk’ün Kızları” olarak anıldı. Aynı kadronun öne çıkan isimlerinden Selcan Teoman, 1980’de Avrupa Karması’na çağrılmış, ardından Balkan Milli Takımlar Turnuvası’nda en iyi oyuncu seçilmişti. Kulüpler ve yıldız oyuncular Avrupa’da görünür hale gelirken gurur ve aidiyet hisleri de bu başarılara eşlik etti. Eczacıbaşı 1999 yılında Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak Türk voleybol tarihinin ilk Avrupa kupasını getirdi.
Kadın voleybol kulüplerini 1990’larda Avrupa finallerinde daha sık görmeye başlamamızın ardından 2003’te sıra A Milli Kadın Voleybol Takımı’na geldi.
1998-99 Avrupa Kupa Galipleri Kupası Şampiyonu Eczacıbaşı
“Filenin Sultanları”
Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı 2003 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’nda kulüplerde kazanılan tecrübe Milli Takım formasıyla sahalara taşındı. A Milli Kadın Voleybol Takımı finale yükselerek Avrupa ikincisi oldu ve Avrupa Şampiyonası tarihinde ilk madalyasını kazandı.
2003 yılını kadın milli takımı için birçok anlamda dönüm noktası oldu. Dönemin spikeri kadın milli takımı için ilk kez “Filenin Sultanları” ifadesini kullandı. Yıllar içinde takım bu ismin hakkını verirken yıldız oyuncular da yeni neslin voleybola olan tutkusunu körükledi. Avrupa ikinciliğinde henüz 19 yaşında olan Neslihan Demir dönemin ikonu haline geldi ve yıllar içinde sahadaki gücünün bir temsili olarak “Demir Leydi” lakabını aldı. Demir, A Milli takım kaptanlığını üstlendiği gibi Londra 2012 Olimpiyat’ının açılış töreninde bayrak da taşıdı.
Neslihan Demir
Neslihan Demir’in ardından Milli Takım’ın lider isimlerinden birine dönüşen, 2005’ten itibaren A Milli Takım formasıyla sahaya çıkan Eda Erdem, 2023 yılında Türkiye’ye ilk VNL ve Avrupa Şampiyonluğu’nu getiren kadroya kaptanlık etti. Başarılarını kaptanlarıyla sınırlamayan A Milli Kadın Voleybol Takımı’nda aynı yıl Melissa Vargas, milli takım formasıyla ilk sezonunu geçirmesine rağmen hem VNL’de hem de Avrupa Şampiyonası’nda En Değerli Oyuncu seçilerek yeni dönemin yıldızlarından biri haline geldi.
Takımın kazandığı ivme hız kesmeden 2024’te Türkiye tarihindeki ilk Olimpiyat yarı finaliyle, 2025’te ilk Dünya Şampiyonası finali ve gümüş madalyayla, 2026’da ise ikinci VNL şampiyonluğuyla taçlandı. Son yıllarda nefesimizi tutarak sahada başarılarına tanıklık ettiğimiz Zehra Güneş, İlkin Aydın, Gizem Örge, Ebrar Karakurt gibi isimler milli takım formasıyla Türkiye’yi temsil etmekle kalmıyor. Her bir sporcu bireysel azmi ve kendilerine has duruşuyla Türkiye’de kadın voleyboluna yeni anlamlar katmaya, nesilleri peşinden sürüklemeye devam ediyor.
Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası Türkiye - Azerbaycan maçı
Biz de Reflect Studio olarak Türkiye’de voleybolun yıllar içindeki yükselişini Türkiye Voleybol Federasyonu işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz bir koleksiyonla kutluyoruz.
TVF Market x Reflect Studio koleksiyonu, yılları aşan azimden, sahada görülmeden hissedilenlerden ve takım ruhundan güç alıyor; Filenin Sultanları'nın destansı başarılarını ve Efeler'in yükselen performansını yansıtıyor. Milli takımın enerjisini üzerinde taşımak isteyen herkese hitap eden koleksiyon, hoodie'lerden t-shirt'lere, eşofman takımlarından çanta, havlu, atkı ve anahtarlıklara uzanan geniş bir yelpaze sunuyor.